Rathaus Basel

Bu yazımın başlığını sadece Basel koysaydım sadece bir iki saat kadar vakit geçirebildiğim bu küçük şehire haksızlık etmiş olurdum. Gerçi ne zaman Basel gibi küçük ve düzenli Avrupa şehirlerine gitsem kendimi ayrı bir zaman boyutuna geçmiş gibi hissediyorum. Sanki Dünya tüm hızıyla dönüp, günler birbiri ardına akıp giderken bu gibi şehirler her şeyden bağımsız ayrı bir zaman diliminde kalmış ve kendi hızlarını yaratmış gibiler. Sanıyorum bu yüzden sadece iki saat içerisinde tramla şehirin tüm sokaklarını gezdim, Ren Nehri’nin kenarında yürüdüm sonra yetinmeyip ona bir de köprüden baktım. Pastaneden kestaneli merengi kaptığım gibi her gün ufak bir pazara ev sahipliği yapan şehir meydanına yürüdüm.

Burada karşılaştığım ve aslında Basel’de aklımda yer eden tek şey “Rathaus” oldu.  Belki aylardan Ocak olması nedeniyle oldukça gri olan ve tıpkı bir İsviçre saati gibi kusursuz işleyen bu mekanik şehirde Rathaus gibi masal kitabından fırlamış bir yapıyla karşılaşmak beni oldukça heyecanlandırdı. Günümüzde İsviçre’nin Basel-Stadt kantonunun parlamento binası olarak kullanılan “Rathaus” tam 500 seneden beri şehirin en önemli simgesi olarak gösteriyor. Belkide bu yüzden ona baktıkça Rathaus şeklinde dev bir kurabiye yapıp afiyetle yemenin hayalini kurdum durdum.

Processed with VSCOcam with f2 presetProcessed with VSCOcam with f1 presetProcessed with VSCOcam with f1 presetProcessed with VSCOcam with f2 presetProcessed with VSCOcam with f3 presetProcessed with VSCOcam with f2 preset

PENCERE

Nedense pencereden bakmanın perspektifini küçüklükten beri büyüleyici bulmuşumdur. Dışarda olanın dolaylı yoldan bir parçası olmak ve bunu korunaklı olmanın verdiği garip bir güven duygusuyla yapmak. Yine de önemli alt başlıklar var:

Öncelikle pencerenin baktığı yer var; asıl bakış açımız. Bakış açımız pencerenin nereye ait olduğuna göre sabit veya hareketli olabilir. Mesela bir evin penceresinin sunduklarıyla bir arabanınki arasında oldukça fark var. Gemilerin kamaralarını, bir uçağın kokpitini, deniz fenerlerinin kutu kutu bölmelerini düşünelim mesela – farklı dünyalara açılan envai çeşit pencereler.

Sonra pencerenin kendi nitelikleri giriyor işin içine; şekli, yüksekliği, eni, derinliği, yönü, rengi, dokusu.

Son olarak da izleyici var. Burada iki şey önemli. Birincisi izleyicinin fiziksel özellikleri, ve fiziki bakış açısı. Pencereden bakan nereden, nasıl bakıyor? Elbette bundan daha da önemlisi, pencereden bakanın ne gördüğü… Pencereden gelip geçenlerin ona ne düşündürdüğü, kısacası pencerenin bakanın gözünde nereye açıldığı. Pencereden bir yerleri izlerken Cemal Süreya’nın dizesi geliyor hep aklıma:

“Biliyorsun seni seviyorum

pencereden bakmayı

öğreteceğim sana”

Processed with VSCOcam with f2 presetProcessed with VSCOcam with f3 presetProcessed with VSCOcam with f2 presetProcessed with VSCOcam with f2 presetProcessed with VSCOcam with f3 presetProcessed with VSCOcam with f1 presetProcessed with VSCOcam with f2 presetProcessed with VSCOcam with f1 presetProcessed with VSCOcam with f1 presetProcessed with VSCOcam with f3 preset

3 OCAK

Bugün güneşli bir sabaha uyandık. Sanki günlerdir süren fırtına hiç olmamış gibiydi her şey, adeta bir bahar sabahı. Doğa ne kadar ilginç, rüzgar durulup güneş yüzünü gösterdiği an kendini yenilemeye kaldığı yerden devam ediyor. Fırtına dinince insan hemen dışarı çıkıp bakmak istiyor. Ağaçlar nasıl? Bağlar ne durumda? Kediler sokaklara çıkmış mı? Rüzgar gülleri dönmekten yorulmuşlar mı?

Güneşle birlikte adanın kış renkleri de ortaya çıktı. Turuncunun tüm tonları ve nefti yeşiller. Bir de masmavi bir gökyüzü var, bulutlar da beyaza dönmeye başladı.  Kısacası her şey yavaş yavaş normale dönüyor; kapılı kapıların arkasından çıkıp etrafı toplamalı, aşağı inip sebze meyve almalı biraz. Eski toprak arabamızın da üstündeki karı silkeleyip güzel manzaralar görme vakti geldi. Hem Efe ve Poyraz da kış bahçesinde oturup dışarıyı camdan izlemekten çok sıkılmış artık. Efe eğer dışarı çıkabilirse bir süre koşabileceğini söyledi bize – ki en son 2007’de henüz bir yavruyken koşmuştu – ve bu hepimizi oldukça şaşırttı.

Mutluyduk bugün.

Processed with VSCOcam with f2 presetProcessed with VSCOcam with f2 presetProcessed with VSCOcam with f2 presetProcessed with VSCOcam with f3 presetProcessed with VSCOcam with f2 presetProcessed with VSCOcam with f2 presetProcessed with VSCOcam with f2 presetProcessed with VSCOcam with f2 presetProcessed with VSCOcam with f2 presetProcessed with VSCOcam with f3 preset

İLK GÜN

Yeni yılı kutlamak için Çarşamba sabahı Bozcaada’ya geldik. Bizi getiren feribot; yolcu almak için döndüğü Geyikli’de kalmış, Erhan Kaptan yeni yılı mürettebatıyla birlikte iskelede kutlamış.

İlk defa bu kış adaya geldim. İki gündür bitmek bilmeyen bir rüzgar fırtınasının içindeyiz. 2007’de bu rüzgarın üçte biri bizi Güney Yelken Yarışı’nda yakaladığında tesadüf odur ki yine Bozcaada Limanı’na sığınmıştık.

Burada kendimi rüzgara bırakarak hiç adım atmadan yürümeyi öğrendim. Çoğu zaman elektriğimiz olmadığı için zamanımın çoğu rüzgara karşı yürüyüşler, soba başında uykular, kısa okumalar ve türlü düşüncelerle geçiyor. Uğultulu tepeler başta beni ürkütse de; soba ateşi, mum ışığı ve aileyle olmanın huzuru içimdeki mahsuriyet duygsunun kısa zamanda derin bir dinginliğine dönüşmesine neden oldu. Yeni yıla girerken şunu düşündüm, belki uzun zamandır ihtiyacım olan ve yeni senede de sahip çıkmaya çalışacağım duygu tam da buydu. Bugün senenin ilk günü, uzun zamandır başlatmak istediğim blogumun ilk yazısı da bu olsun. Bana her zaman ilham vermiş ve iyi gelmiş bir yerden, Bozcaada’dan sevgilerle.

Processed with VSCOcam with a9 presetProcessed with VSCOcam with f2 presetProcessed with VSCOcam with f2 preset3Processed with VSCOcam with a8 presetProcessed with VSCOcam with f2 presetProcessed with VSCOcam with f2 presetProcessed with VSCOcam with f2 presetProcessed with VSCOcam with f2 preset